| |
“Davacının marka tescil başvurusu üzerine davalı 556 sayılı KHK.nın 8/III. maddesindeki nispi ret nedenine dayanıp itiraz etmiştir. Bu maddeye göre tescilsiz bir markanın veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaretin sahibi, bu markanın veya işaretin bir başkası adına tesciline itiraz edebilir. (Bağlantı açık mı?) Davalı, şirket unvandaki M.. ibaresinin şirketlerin kurucusunun öz isim ve soyadından oluştuğunu, üstün hak sahibi olduğunu ileri sürmüştür. TK.’nın 45. maddesi uyarınca Anonim, Limited ve Kooperatif ortaklıkların, unvanlarında işletme konusunun gösterilmesi ve ortaklık nev'inin (Anonim Şirket), (Limited Şirket) olarak veya bunların kısaltılarak A.Ş., Ltd. Şti. olarak belirtilmesi gerekir. Bu ortaklıkların unvanlarına kişi adları konabilir. Ancak kişi adları girdiği takdirde nev'ini gösteren ibareler kısaltılarak yazılamaz. (A.Ş., Ltd. Şti ). Bunların Anonim Şirket, Limited Şirket diye yazılması zorunludur. Oysa davalının isminin (M.. Holding A.Ş.) olarak tescil edildiği görülmektedir: O halde M.. ibaresinin yasal zorunluluk olarak kişi ismi olması mümkün değildir. Davalı Holding'e bağlı şirketlerin hizmet sektöründe faaliyet gösterdikleri 21.2.1999 tarih ve 23618 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan BIK-TPE 99/2 no.lu Tebliğin 36 ve 37 sınıfına dahil olduğu anlaşılmaktadır. 27.7.1995 gün 22326 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 556 sayılı KHK.’nın geçici 2. maddesine göre hizmet markalarını fiilen kullananların, bu kanun hükmünde kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç on iki ay içinde, söz konusu hizmet markasını kullandıklarını kanıtlayarak resmi belgeleri de eklemek suretiyle tescilini talep edebilecekleri belirtilmiştir. Davalının KHK.nın 8/III. maddesine göre tanıttığını ileri sürdüğü, işaretini (logosunu) dava tarihine kadar bu yasal düzenlemeden yararlanarak tescil ettirmediği bir gerçektir. O nedenle öncelikle bu işaretini tanıttığını ileri sürmesi olanaklı görülmemiştir. Ayrıca marka hakkındaki KHK.’nın 8. maddesinin 3. fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre tescilin bir markanın veya ticaret sırasında kullanılan başka bir işaretin sahibinin itiraz etmesi üzerine, tescili istenen marka şu hallerde de tescil edilemez. a) Markanın tescili için yapılan başvuru tarihinden önce veya markanın tescili için yapılan başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş olmalı, b) Belirtilen işaret sahibine daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkı vermesi halinde marka tescil edilemez. Burada davalı M.. işaretini hizmet markası olarak kullanmamış, yasadan kaynaklanan hakkını ileri sürüp tescil talebinde bulunmamıştır. Davalı bu işarete ayırt edici bir takım sözlerle birlikte unvanında kullandığı için bu kullanım davacıya üstün hak sağlamamıştır. Davalının itiraz hakkının geçerli olması için, tescilsiz işaretin "ticaret sırasında kullanılmış" olması gerekir. Ticaret sırasında kullanma ise, marka hukukuna özgü kullanmayı gerektirir. Hatta ticaret sırasında kullanma, markanın tescili için yapılan başvuru tarihinden önce gerçekleşmelidir. Somut olayda, davalı unvanında diğer eklerle birlikte kullanılan M.. ibaresinin davalının ifa ettiği ticaret ve hizmet alanında, unvan dışında 556 sayılı KHK'nın 7/son maddesi anlamında ayırt edici bir nitelik kazandığı kanıtlanmamıştır. Davacının tescil başvurusunun değerlendirilmesine gelince; 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki KHK.’nın marka hakkını düzenleyen 6. maddesinde ilke olarak bu düzenlemenin getirdiği marka korunmasının ancak tescille elde edilebileceği ve ülkesellik kuralının geçerli olduğu öngörülmüş bulunmaktadır. Aynı düzenlemenin 3. maddesinde marka korunmasının sadece Türkiye'de yerleşik ticari faaliyette bulunan gerçek ve tüzel kişilere özgü olmadığı, Paris Sözleşmesi yahut Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması hükümleri çerçevesinde başvuru hakkına sahip kişilere de tanıdığı açık bir şekilde hükme bağlanmış bulunmaktadır. Paris Sözleşmesinin 6. maddesinin 4. mükerrer şekline göre, menşe devlette usulüne uygun şekilde tescil edilmiş olan marka, diğer üye devletlerde de aynen tevdie kabul edilecek ve korunacaktır. Bu markanın tescili ancak işaretin, korumanın talep edildiği devlette üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına zarar vermesi, ayırım gücünden yoksun olması, ahlâk ve adaba aykırı olması halkı aldatıcı nitelikte olması şartıyla reddolunabilir. Dava konusu olayda, davalı unvanın da yer alan işaretin mahiyetine göre davacı haklarını etkilemediği, davacıya ait markanın Paris Sözleşmesine taraf birçok ülkede tescil ettirilmiş bulunduğu anlaşılmasına göre 556 sayılı KHK.’nın 3. maddesi ve Paris Sözleşmesinin 6. maddesi 4. mükerrer maddesine göre Türkiye'de tesciline engel bir durum bulunmamaktadır.”
.
Kaynak: Kazancı-YKD, Temmuz 2002, C. 28, S. 7, sh. 997; İBD, C. 78, S. 2004/2, sh. 713
|
#138
gonderen: ly
1 yıl once gonderildi |