| |
“...davacı markası Türkiye’de tescilli bulunmakta, (davalı markası ise Türkiye’de tescilli bulunmakta), davalı markası ise Türkiye’de tescilli olmamakla birlikte üretildiği ülkede yani Bulgaristan’da tescilli bulunmaktadır. Markaların korunması, ülkemizde yürürlükte bulunan 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 3, 6 ve 9 uncu maddelerine göre ilke olarak, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde geçerli bulunmaktadır. Markaların korunmasının ülkeselliği adı da verilen bu ilke, her ülkenin kendi sınırları içerisinde ve mevzuatına göre tescil edilmiş bir markayı koruma siyasetinin bir ifadesi olmaktadır. Bu itibarla mahkeme karar gerekçesinde yer verilen davacı markasının, Türkiye’de tescilli olması itibarıyla yurt dışında tescilli olan ve fakat Türkiye’de tescilli olmayan bir markaya karşı marka haklarının korunması gerektiğine ilişkin ve markanın ülkeselliği ilkesini benimsemesi esas itibarıyla doğrudur. Ne var ki, dava konusu olayda davalı taraf Bulgaristan’da tescilli Bahman markalı orijinal nitelikteki sigarayı Mersin’de bulunan serbest bölgeye getirmiş ve Türkiye’ye sokmak, yani ithal etmek konusunda hiç bir girişimde bulunmamıştır. Davalı taraf bu sigaraların Türkiye’ye ithali için değil, bir başka ülkeye gönderilmek üzere serbest bölgeye getirildiğini savunmuştur. Bu savunmanın aksi de kanıtlanabilmiş değildir. Zaten Türkiye’ye doğrudan ithal amacı olan firmanın bu ürünleri serbest bölgeye getirmesi ikincil bir varsayımdır. İthal için kural ve esas olan, doğrudan gümrük aracılığı ile ülkeye malın sokulmasıdır. Nitekim, markaların korunabilmesi için ihtiyati tedbir yolunu düzenleyen anılan kararnamenin 76 ve 77 nci maddelerinin birlikte değerlendirilmesinde, bir markanın Türkiye’de tescil edilmiş bir marka haklarına tecavüz edecek şekilde Türkiye’de kullanılmakta olduğunu ve kullanılması için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek koşulu ile 77 nci maddede belirtilen tedbirlerin uygulanabileceği açıkça anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, serbest bölgeye sokulan benzer markalı malın Türkiye sınırları içinde kullanılmakta olduğunu veya bu konuda yurda sokulabilmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığının davacı tarafından kanıtlanabilmesi halinde bu durum Türkiye’de tescilli aynı markaya karşı tecavüz eylemi içinde olduğu kabul edilebilecektir. Oysa, davada bu husus davacı tarafından kanıtlanabilmiş değildir. Bu durumda davanın özelliği itibarıyla markanın ülkeselliği prensibinin uygulanma amacı da gerçekleşmediği dikkate alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması isabetli bulunmamıştır. Kabul şekline göre ise, Türkiye’ye ithal edilmemiş ve davacı markasının itibarını menfi yönde etkilemiş bir vakıa da bulunmadığı ve aynı sebeplerle maddi tazminat istemi reddolunduğu halde, yine aynı gerekçelere dayanılarak davacı lehine manevi tazminata hüküm kurulmuş olması da doğru görülmemiştir.”
.
Kaynak: AK-18, FMR, C. 1, S. 2, sh. 202, Kazancı; İKİD, Nisan 2000, S. 472, sh. 14844
|
#136
gonderen: ly
2 yıl once gonderildi |