| |
“Davacının dayandığı 23.5.1991 tarih, 127688 sayılı marka tescil belgesinde davacıya ait markanın "lavabo, helataşı, klozetler, küvetler, rezervuarlar, rezervuar kapakları, etejerler, sabunluklar, kağıtlıklar, eviyeler, kurnalar, ayaklar" için koruma sağladığı, ilk tescilin 10.5.1968 tarihinde yapıldığı her iki marka arasında isim benzerliği bulunduğu ileri sürülerek, haksız rekabetin önlenmesi istenmiştir. Görüldüğü gibi davacıya ait bu markanın koruması altında, yer ve duvar seramiklerinin bulunmadığı esasen davacı tarafından üretilen yer ve duvar seramikleri ile ilgili açılmış bir dava da bulunmadığı görülmüştür. Davalıya ait Vitrablok markasının ise 12.3.1949 tarihinden beri dosya no.2291, sicil no.110588 numara ile Çek Cumhuriyeti Sanayi ve Mülkiyet İdaresi'ne kayıtlı olup, marka tescil belgesinde "cam tuğla" için tescil edildiği belirgin olup, davalının cam tuğlayı ithal ettiği anlaşılmaktadır. Davalıya ait markanın 14.7.1967'de Stockholm'de imzalanan "Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Sözleşmesi" uyarınca Cenevre'deki Dünya Fikri Mülkiyet Kurumu (WIPO)'na 2R.14255 numara ile tescilli olduğu, son yenilemenin 20.7.1989'da yapılıp, 2009 yılına kadar geçerli bulunduğu sabittir. Türkiye adı geçen anlaşmaya 31.5.1963 tarih, 244 sayılı kanunun 3. maddesinin verdiği yetkiye istinaden Bakanlar Kurulu'nun 14.8.1975 tarih, 7/10540 sayılı kararnamesi ile katılmıştır. 556 sayılı KHK'nın 4. maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre yürürlüğe konulan milletlerarası anlaşma hükümlerinin bu KHK hükümlerinden daha elverişli olması halinde 3. maddede belirtilen kişiler, elverişli hükümlerin uygulanmasını talep haklarına sahiptir" kuralı uyarınca Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Sözleşmesi'ne Türkiye ve Çek hükümeti katılmış bulunduğundan, buradaki hükümlerin bu uyuşmazlığa uygulanmasında tereddüt etmemek gerekir. Diğer taraftan Paris Anlaşması'na Çek Cumhuriyeti 1.1.1993 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti de bu anlaşmanın tüm metnini, Bakanlar Kurulu'nun 29.7.1994 tarih ve 94/5903 sayılı kararı ile kabul etmiştir (R.G. 23.9.1994, sayı 22060). Paris Anlaşması ile üye devletler, sınai mülkiyetin korunması hususunda bir birlik oluşturduklarından, bu birliğe dahil devlet vatandaşları, diğer bir devlette ikametgahı ya da müessesi bulunmasa dahi, sınai mülkiyet konusunda o devletin kendi vatandaşlarına tanıdığı haklardan yararlanma olanağına sahiptir. dairemizin kararlılık gösteren uygulamasında benimsendiği gibi tanınmış marka Türkiye'de tescilli olmasa bile korunacağı (Y.11.H.D. 4.11.1993 tarih, E.1992/5512, K.1993/7045, 11.3.1994 tarih, 1994/994-2013) sayılı kararlarda açıklanmıştır. Yukarıda özetlenen davalı markasının bu özelliği göz önüne alındığında, davacı markasından daha öncelikli korunacağı bile gerçektir. Diğer taraftan davanın açıldığı tarihte (19.1.1996) Türkiye'nin katıldığı Nis Anlaşması ve 556 sayılı KHK'nın değişik 7/1-b bendinde belirtilen Aynı Tür Mal ve Hizmetlerin Değerlendirilmesine İlişkin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tebliğine göre daha önce tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın "aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetler" için tescil başvurusunda bulunacak kişinin tescil talebinin ret edileceği açıklanmıştır. Oysa davacının Vitra markası ile ürettiği ürünlerin 11. sınıfa, davalının ürettiği ürünün 17. sınıfa girdiği, farklı sınıflara dahil olup aynı grupta bulunmadığı gibi, davalının markasını tescil ettirdiği şekilde kullanıp iltibas yaratmadığı anlaşıldığından...” Devamı gerekli mi?
.
Kaynak: Kazancı
|
#139
gonderen: ly
1 yıl once gonderildi |